Ocak 4, 2008...2:21 am

meral demir ~ eğer gelmeyeceksen

Yorumlara Git

“Babana gidiyoruz” demişti annesi
Gömleğinin cebine niyeyse
Bir de fotoğrafını iğnelemişti…
Neden babasına gidiyorlardı?
Babası nasıl olsa gelmeyecek miydi?
Ayrılmadan önce başlattıkları
Askercilik oyunu
Evde devam etmeyecek miydi?

Güçlükle duran annesinin
Ayakları üstünde oturmak en iyisiydi…
Bu kadar kalabalıkta
Bu kadar asker arasında…
Bu kadar?
Ama o da nesiydi?
İnsanlar sessiz…
İnsanlar mutsuz…
İnsanlar sıkıntılı…
İnsanlar gözü yaşlı…
Demek babası da gelip
Onlar gibi orada bekleyecekti…

Hatırlıyordu…
Son sarılışı kapıda olmuştu ona…
Askercilik oynarken kendisi yenmişti ya!
Keşke yalancıktan yenilseydi.
Babasını ayrılırken mutlu etseydi.

Birden annesinin yanındaki
Siyah gözlüklü asker teyze selam çaktı.
Herkes aynı anda aynı yöne baktı…
Gelen,
Asker abilerin elinde büyük kapalı bir dolaptı…
Üstünde de büyük bir bayrak vardı…
Ne oluyordu?
Ne olmuştu?
Ne olacaktı?
Aaaaa sıkılmıştı artık…
Babası ne zaman gelip elinden tutacaktı?
Geç kalmıştı yine!
Ama olsun!
Bu, adı her neyse. bittiğinde
Nasıl olsa evde olacaktı.

Neden rahat oturamıyordu artık?
Neden bir sıkıntı vardı içinde?
Neden titriyordu annesinin bacakları?
Neden ağlıyordu ablaları?
Neden asker abiler ona bakmıyordu?
Neden her zamanki gibi el sallayamıyordu?
Neden kurumuştu ağzı?
Neden yutkunamıyordu?
Neden herkes,
Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyordu.
Aaaa yeter artık bir oyunsa bu
Oyun oynamak istemiyordu.
Kimdi şehit?
Kim bu vatanı bölmek istiyordu?
Neler oluyordu?

Neden sonra farketti.
Yakasındaki resmin aynısı,
Bir asker abinin kucağında duruyordu.

“Babaaaaa” dedi
Bahçede bisikletini tamir ederken
Pencereden “Orada ne yapıyorsun?” der gibi…

“Babaaaaa” dedi
İlk kumandalı araba sürprizini yaşarken
“Bunu senden beklemiyordum” der gibi.

“Babaaaa” dedi
Yatağında sarmaş dolaş uyurken
Askerlik hikayeleri sonrası
Bir görev haberi geldiğinde
“Ne olur gitme.” der gibi.

“Babaaaa” dedi
Babası görevdeyken onu özlediğinde
Gülümseyen fotoğrafını öpüp
“Seni çok özledim” der gibi…

“Lütfen dön” dedi yüreciği tek damla gözyaşıyla
İnan bir daha yenmeyeceğim…
Ama eğer gelmeyeceksen
Vatanı bölmek için seni benden alanların
Kökünü kazımadan ben de sana gelmeyeceğim

Yukarıdaki şiir şairin “Neresi Güzel On Beş Yaşın ” isimli kitabından alınmıştır.(Gündüz Yayınevi)

7 Yorumlar

  • Kardeşim eline yureğine sağlık. ülkemizi senelerdir bölmek istiyorlar. başaramadılar, başaramıyacaklar. ne guzel demiş sultan abdulhamin han “ dunyanın butun devletleri ayağıma gelse ve bütün hazineleri kucağıma dökseler, size siyonistlik adına bir karış yer vermem. ecdatimizin ve milletimizin kanıyla elde edilen bir vatan para ile satılamaz. derhal burayı terkedin, defolun!“ sözün özü Bu vatan bedevaya alınmadı karış karış sehit kanı var her köşesinde. bu yüzden bu ulkeyi bölmeye , parçalama veya satın almaya kimsenin gucu yetmez. En buyuk hazinemizdir o kanlar. “şehitler ölmez Vatan bölünmez “

  • şehitler ölmez ! vatan böLünmez ! yüreğine sağLık !

  • Şiiri bu siteye layık gördüğünüz için de, güzel yorumlar için de teşekkür ederim.Müsadenizle: ‘Yukarıdaki şiir şairin “Neresi Güzel On Beş Yaşın ” isimli kitabından alınmıştır.(Gündüz Yayınevi) ‘ifadesini de ekleyebilirsek çok sevinirim.

  • @Meral Demir, asıl sizin yüreğinize sağlık. Belirttiğiniz ibareyi ekledim. Kaleminiz hiç susmasın, inşallah.

    Teşekkürler ziyaret ettiğiniz & yorum bıraktığınız için.

  • Hesap

    Meğer doğduğumuzda,
    Bileti dönüşsüz kesilmiş bir yolculuğu beklerken,
    Peronu adımlamayı öğrenmekteymişiz…

    Yolculuk vakti geldiğinde,
    Bileti taşımanın,
    Ya da taşımamanın,
    Kaybetmenin,
    Ya da bulamamanın,
    Hatta yolculuk vaktini unutmanın,
    Pek de önemi kalmadığını,
    Fark etmekteymişiz.

    Son bir kez daha arkaya bakmanın,
    Son bir kez daha,
    Sevilenin sıcak ellerine uzanmanın,
    Son bir kez daha el sallamanın,
    Söylemeyi çok isteyip
    Başaramadığın şeyleri hatırlamanın
    Hatta belki de hatırını kırdıklarına,
    Hatırnaz bir tebessüm atmanın
    Ne kadar da geç olduğunu anlamaktaymışız.

    Ya önden gider beklersin,
    Varlığını bozdurup bozdurup harcamadıkların…
    Ya arkadan gider ellerini öpersin,
    Sevgiyle arkasından uğurladıkların…
    Çıkınında ne hazırladıysan o vardır.
    Ya bereketlidir yeter herkese azıkların;
    Ya da götürdüklerinle ödersin hesabını,
    Hayatta yazdırdıkların…

  • Güle Güle Kelebekler…
    Yedi sekiz santimlik
    yeşil iki tırtıl vermişti öğretmenim.
    Kopardığım dut yapraklarıyla
    onlara oluşturduğum yuvayı pek beğendim.
    Derin oyuntular açıyorlardı
    çıtır çıtır yiyerek
    Bir altına giriyorlardı yaprağın,
    bir üstüne sürünerek
    Tırtıllardan biri
    kafasını kaldırıp bir şeyler arıyormuşçasına
    dut kabından başını uzaklaştırıyordu.
    Sanki bir sancısı varmış gibi
    geriye kıvrılıyordu
    ve hatta kıvranıyordu
    Üzüyordu izleyenleri bu durum
    “Psikolojisi bozulmuş galiba “diyordu ninem;
    Üzülüyordum…
    E tabi benim de kalmamıştı huzurum
    Ertesi gün bir baktım,
    kendi etrafında tam tur geriye dönmüş tırtılım.
    Sanki saklanmak ister gibi
    bir de tül örmüş etrafına, canııım.

    “Ne güzel bir sürpriz” dedim ona
    “Ne yapacaksın orada? ”
    “Sabırla gözle ve bekle” dedi bana
    “Neler neler öğreteceğim sana…”

    Ertesi gün tırtılımı göremiyordum.
    Sert bir perde örmüştü etrafına.

    Peki niçin diğer tırtıl yetişemiyordu ona? ! …

    Aaa ne güzel,
    ben bunları düşünürken
    diğer tırtıl da başlamış tül dokumaya…
    Artık ikisi de görünmüyordu.
    İkisi de beyaz birer kozanın içinde,
    belki de saklambaç oynuyordu
    Çok özlemiştim,
    hiç göremeyecek miydim onları?

    Bu kadar mıydı yani?
    Anlayamıyordum olanları…
    İki gün, üç gün, dört gün…
    Ne kadar ve niçin bekleyecektim?
    Beklersem sonunda neler görecektim?

    Sabah uyandığımda bir de ne göreyim!
    Birinci kozanın baş kısmında bir delik…
    Aman Allahım!
    Yanında da bir kelebek
    bakıyor melik melik…
    Ertesi sabah
    diğer kozadaki deliği gördüm, biraz lekeli.
    Demek bu kelebek biraz zorlandı çıkarken belli.
    Antenleri vardı.
    Ve de kanat çırpıyorlardı.
    Ama neden uçamıyorlardı?

    Ne yaprağı yiyorlardı tırtıl gibi;
    Ne de içecek su arıyorlardı.
    Sadece yaprağın üzerinde gezinip kanat çırpıyorlardı.
    Öğretmenim kaç gün yaşayacaklarını söylememişti.
    ‘Gözleyip kendiniz göreceksiniz.’ demişti.

    İki gün neşe kattılar evimize.
    Yavaşça tutup kondurduk bedenimize.
    Sanki heyecanlanıyorlardı.
    Ve gözlerimin içine bakıyorlardı.
    Hiç bitmeyecek gibiydi misafirlik.
    Onlar da bilmiyorlardı ki yarını,
    Bilselerdi bu kadar neşeli olurlar mıydı?
    Kondukları yeri sonsuza dek
    keşfedeceklerini sanırlar mıydı?

    Üçüncü gün yavaşlamıştı hareketleri…
    Bir anormallik vardı,
    pek yoktu dünkü neşeleri

    “Ne oluyor kelebekler?
    Hasta mı oldunuz yoksa?
    Sizleri çok seviyorum.
    Şüphe mi duydunuz yoksa? ”

    “Hayır hayır küçük hanım.
    Sevginden hiç şüphemiz yok.
    Tırtıl olarak doğduk;
    dut yaprağıyla olduk
    Kabuğumuzu oluşturup,
    kendi hayatımızı kurduk.
    Tırtıl değildik artık.
    Bir kelebek olacaktık.
    Sonra ömür ne kadarsa,
    O kadarcık yaşayacaktık.

    Bil ki sen de bizim gibisin.
    Nasibinle büyüyeceksin.
    Kendi özelini kurup
    kendi çabanla
    bambaşka bir kimliğe bürüneceksin
    Ömür ne kadar biçildiyse sana
    son güne kadar çalışıp yürüyeceksin.

    Kimi erken yakalar hayatı
    Kimi biraz yaya kalır
    Kimi erken çıkar kozadan
    Kimisi arkada kalır…

    Sakın unutmayasın güzel kız
    Yardım eli uzansa da
    Yarınlar için çaban gerek
    Çok çalışıp çok okursan
    Başarıya varman gerek.
    İnan her şey sana bağlı
    Mutluluğu dilemen gerek
    Hoşça kal küçük arkadaş
    Bizim ömrümüz buraya kadar
    Mutlu ettiysek seni
    Biz de mutlu olduk emi
    Unutma söylediklerimi
    Biz de çooook sevdik seni…”

    Kımıldamıyordu artık
    kelebeklerimin antenleri.
    Üzülmüştüm öldüklerine…
    Demek tüm gidenler
    buna benzer şeyler söylüyorlardı
    ardında kalan sevdiklerine…
    Kalanların sevgilerini umursamadan…
    Belki de yapacak hiçbir şeyleri olmadıklarından
    gidiyorlardı gidecek yerlerine.

    Bu gün kurumuş dut yapraklarının üzerinde
    kurumuş iki kelebek ve
    iki delik koza
    ilk ördükleri ip kalıntılarının arasında
    hala durmakta…

    On beş yıl geçti belki üzerinden
    Ama söyledikleri hala aklımda…

    ……………………………………….

    Güle güle kelebekler…

    Bilin ki ibret oldu
    üç günlük nefesiniz…
    Bilin ki inandım,
    doğruydu söyledikleriniz…
    Anladım ki görmesini bilene ders verir
    yaşadıklarımız, hissettiklerimiz…

    Güle güle kelebekler….

    Meral Demir

  • Sağır Kuşlar

    Neden araya mesafeler koyarsın “Hanım”lı “Bey”li yar
    Bilmez misin yarınlar benim için, sadece senin umudunla var
    Getirmezler mi sana burada sensiz nasıl nefes aldığımı kuşlar?
    Nasıl zamana direndiğimi,
    Ayaklarımın bulunduğum yerden
    Aklımın bulunduğum andan habersiz,
    Bilmem hangi köşede büzülüp
    Avuçlarımın boşluğuna bakmadan ve hatta aldırmadan
    Açlığımı için için
    Susuzluğumu yudum yudum seninle geçirdiğimi anlatmazlar mı kuşlar?

    Kokunu,
    Hep yakın olduğumu hissettiğim ensenden,
    Saç diplerinden, boynundan, bileklerinden mahrum
    Girilmemiş bir ormanın kuytu yerlerinde;
    Sesini,
    Hep arzuladığım dudaklarının hareketini görmeden
    Akan bir ırmağın şırıltısı eşliğinde duyumsadığımı söylemezler mi?

    Hayalinle,
    bilmem hangi iklimlerde hüküm süren bir aşkın
    Sessizce köklendiğini, filiz verdiğini,
    Ve hatta göklere uzanmış dallarıyla
    Tanrıya yalvarır gibi seni,
    Sadece seni dilediğini söylemezler mi kuşlar?

    Mesafe dünyanın öbür ucu da olsa
    Uzansam
    Seni belinden kavrayabilecek kadar yakınımda hissettiğimi
    Parmaklarını parmaklarıma kenetleyip
    Ve bedenini bedenime…
    Gözlerinin derinlerinde kendimi görebilecek kadar
    Seninle bütünleştiğimi söylemezler mi kuşlar?

    Kuşlar…
    Kuşlar bile kıskanç…
    Kuşlar bile riyakar…
    Kuşlar …
    Kuşlar bile aşkıma sağır
    Sen sağır olsan ne çıkar

    Meral Demir


Yorum Yapın