“Babana gidiyoruz” demişti annesi
Gömleğinin cebine niyeyse
Bir de fotoğrafını iğnelemişti…
Neden babasına gidiyorlardı?
Babası nasıl olsa gelmeyecek miydi?
Ayrılmadan önce başlattıkları
Askercilik oyunu
Evde devam etmeyecek miydi?
Güçlükle duran annesinin
Ayakları üstünde oturmak en iyisiydi…
Bu kadar kalabalıkta
Bu kadar asker arasında…
Bu kadar?
Ama o da nesiydi?
İnsanlar sessiz…
İnsanlar mutsuz…
İnsanlar sıkıntılı…
İnsanlar gözü yaşlı…
Demek babası da gelip
Onlar gibi orada bekleyecekti…
Hatırlıyordu…
Son sarılışı kapıda olmuştu ona…
Askercilik oynarken kendisi yenmişti ya!
Keşke yalancıktan yenilseydi.
Babasını ayrılırken mutlu etseydi.
Birden annesinin yanındaki
Siyah gözlüklü asker teyze selam çaktı.
Herkes aynı anda aynı yöne baktı…
Gelen,
Asker abilerin elinde büyük kapalı bir dolaptı…
Üstünde de büyük bir bayrak vardı…
Ne oluyordu?
Ne olmuştu?
Ne olacaktı?
Aaaaa sıkılmıştı artık…
Babası ne zaman gelip elinden tutacaktı?
Geç kalmıştı yine!
Ama olsun!
Bu, adı her neyse. bittiğinde
Nasıl olsa evde olacaktı.
Neden rahat oturamıyordu artık?
Neden bir sıkıntı vardı içinde?
Neden titriyordu annesinin bacakları?
Neden ağlıyordu ablaları?
Neden asker abiler ona bakmıyordu?
Neden her zamanki gibi el sallayamıyordu?
Neden kurumuştu ağzı?
Neden yutkunamıyordu?
Neden herkes,
“Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyordu.
Aaaa yeter artık bir oyunsa bu
Oyun oynamak istemiyordu.
Kimdi şehit?
Kim bu vatanı bölmek istiyordu?
Neler oluyordu?
Neden sonra farketti.
Yakasındaki resmin aynısı,
Bir asker abinin kucağında duruyordu.
“Babaaaaa” dedi
Bahçede bisikletini tamir ederken
Pencereden “Orada ne yapıyorsun?” der gibi…
“Babaaaaa” dedi
İlk kumandalı araba sürprizini yaşarken
“Bunu senden beklemiyordum” der gibi.
“Babaaaa” dedi
Yatağında sarmaş dolaş uyurken
Askerlik hikayeleri sonrası
Bir görev haberi geldiğinde
“Ne olur gitme.” der gibi.
“Babaaaa” dedi
Babası görevdeyken onu özlediğinde
Gülümseyen fotoğrafını öpüp
“Seni çok özledim” der gibi…
“Lütfen dön” dedi yüreciği tek damla gözyaşıyla
İnan bir daha yenmeyeceğim…
Ama eğer gelmeyeceksen
Vatanı bölmek için seni benden alanların
Kökünü kazımadan ben de sana gelmeyeceğim
Yukarıdaki şiir şairin “Neresi Güzel On Beş Yaşın ” isimli kitabından alınmıştır.(Gündüz Yayınevi)
7 Yorumlar
Ocak 4, 2008, 12:10 pm üzerinde
Kardeşim eline yureğine sağlık. ülkemizi senelerdir bölmek istiyorlar. başaramadılar, başaramıyacaklar. ne guzel demiş sultan abdulhamin han “ dunyanın butun devletleri ayağıma gelse ve bütün hazineleri kucağıma dökseler, size siyonistlik adına bir karış yer vermem. ecdatimizin ve milletimizin kanıyla elde edilen bir vatan para ile satılamaz. derhal burayı terkedin, defolun!“ sözün özü Bu vatan bedevaya alınmadı karış karış sehit kanı var her köşesinde. bu yüzden bu ulkeyi bölmeye , parçalama veya satın almaya kimsenin gucu yetmez. En buyuk hazinemizdir o kanlar. “şehitler ölmez Vatan bölünmez “
Ocak 6, 2008, 7:45 pm üzerinde
şehitler ölmez ! vatan böLünmez ! yüreğine sağLık !
Ocak 29, 2008, 2:50 pm üzerinde
Şiiri bu siteye layık gördüğünüz için de, güzel yorumlar için de teşekkür ederim.Müsadenizle: ‘Yukarıdaki şiir şairin “Neresi Güzel On Beş Yaşın ” isimli kitabından alınmıştır.(Gündüz Yayınevi) ‘ifadesini de ekleyebilirsek çok sevinirim.
Ocak 29, 2008, 8:21 pm üzerinde
@Meral Demir, asıl sizin yüreğinize sağlık. Belirttiğiniz ibareyi ekledim. Kaleminiz hiç susmasın, inşallah.
Teşekkürler ziyaret ettiğiniz & yorum bıraktığınız için.
Haziran 26, 2008, 2:28 pm üzerinde
Hesap
Meğer doğduğumuzda,
Bileti dönüşsüz kesilmiş bir yolculuğu beklerken,
Peronu adımlamayı öğrenmekteymişiz…
Yolculuk vakti geldiğinde,
Bileti taşımanın,
Ya da taşımamanın,
Kaybetmenin,
Ya da bulamamanın,
Hatta yolculuk vaktini unutmanın,
Pek de önemi kalmadığını,
Fark etmekteymişiz.
Son bir kez daha arkaya bakmanın,
Son bir kez daha,
Sevilenin sıcak ellerine uzanmanın,
Son bir kez daha el sallamanın,
Söylemeyi çok isteyip
Başaramadığın şeyleri hatırlamanın
Hatta belki de hatırını kırdıklarına,
Hatırnaz bir tebessüm atmanın
Ne kadar da geç olduğunu anlamaktaymışız.
Ya önden gider beklersin,
Varlığını bozdurup bozdurup harcamadıkların…
Ya arkadan gider ellerini öpersin,
Sevgiyle arkasından uğurladıkların…
Çıkınında ne hazırladıysan o vardır.
Ya bereketlidir yeter herkese azıkların;
Ya da götürdüklerinle ödersin hesabını,
Hayatta yazdırdıkların…
Eylül 5, 2008, 5:27 pm üzerinde
Güle Güle Kelebekler…
Yedi sekiz santimlik
yeşil iki tırtıl vermişti öğretmenim.
Kopardığım dut yapraklarıyla
onlara oluşturduğum yuvayı pek beğendim.
Derin oyuntular açıyorlardı
çıtır çıtır yiyerek
Bir altına giriyorlardı yaprağın,
bir üstüne sürünerek
Tırtıllardan biri
kafasını kaldırıp bir şeyler arıyormuşçasına
dut kabından başını uzaklaştırıyordu.
Sanki bir sancısı varmış gibi
geriye kıvrılıyordu
ve hatta kıvranıyordu
Üzüyordu izleyenleri bu durum
“Psikolojisi bozulmuş galiba “diyordu ninem;
Üzülüyordum…
E tabi benim de kalmamıştı huzurum
Ertesi gün bir baktım,
kendi etrafında tam tur geriye dönmüş tırtılım.
Sanki saklanmak ister gibi
bir de tül örmüş etrafına, canııım.
“Ne güzel bir sürpriz” dedim ona
“Ne yapacaksın orada? ”
“Sabırla gözle ve bekle” dedi bana
“Neler neler öğreteceğim sana…”
Ertesi gün tırtılımı göremiyordum.
Sert bir perde örmüştü etrafına.
Peki niçin diğer tırtıl yetişemiyordu ona? ! …
Aaa ne güzel,
ben bunları düşünürken
diğer tırtıl da başlamış tül dokumaya…
Artık ikisi de görünmüyordu.
İkisi de beyaz birer kozanın içinde,
belki de saklambaç oynuyordu
Çok özlemiştim,
hiç göremeyecek miydim onları?
Bu kadar mıydı yani?
Anlayamıyordum olanları…
İki gün, üç gün, dört gün…
Ne kadar ve niçin bekleyecektim?
Beklersem sonunda neler görecektim?
Sabah uyandığımda bir de ne göreyim!
Birinci kozanın baş kısmında bir delik…
Aman Allahım!
Yanında da bir kelebek
bakıyor melik melik…
Ertesi sabah
diğer kozadaki deliği gördüm, biraz lekeli.
Demek bu kelebek biraz zorlandı çıkarken belli.
Antenleri vardı.
Ve de kanat çırpıyorlardı.
Ama neden uçamıyorlardı?
Ne yaprağı yiyorlardı tırtıl gibi;
Ne de içecek su arıyorlardı.
Sadece yaprağın üzerinde gezinip kanat çırpıyorlardı.
Öğretmenim kaç gün yaşayacaklarını söylememişti.
‘Gözleyip kendiniz göreceksiniz.’ demişti.
İki gün neşe kattılar evimize.
Yavaşça tutup kondurduk bedenimize.
Sanki heyecanlanıyorlardı.
Ve gözlerimin içine bakıyorlardı.
Hiç bitmeyecek gibiydi misafirlik.
Onlar da bilmiyorlardı ki yarını,
Bilselerdi bu kadar neşeli olurlar mıydı?
Kondukları yeri sonsuza dek
keşfedeceklerini sanırlar mıydı?
Üçüncü gün yavaşlamıştı hareketleri…
Bir anormallik vardı,
pek yoktu dünkü neşeleri
“Ne oluyor kelebekler?
Hasta mı oldunuz yoksa?
Sizleri çok seviyorum.
Şüphe mi duydunuz yoksa? ”
“Hayır hayır küçük hanım.
Sevginden hiç şüphemiz yok.
Tırtıl olarak doğduk;
dut yaprağıyla olduk
Kabuğumuzu oluşturup,
kendi hayatımızı kurduk.
Tırtıl değildik artık.
Bir kelebek olacaktık.
Sonra ömür ne kadarsa,
O kadarcık yaşayacaktık.
Bil ki sen de bizim gibisin.
Nasibinle büyüyeceksin.
Kendi özelini kurup
kendi çabanla
bambaşka bir kimliğe bürüneceksin
Ömür ne kadar biçildiyse sana
son güne kadar çalışıp yürüyeceksin.
Kimi erken yakalar hayatı
Kimi biraz yaya kalır
Kimi erken çıkar kozadan
Kimisi arkada kalır…
Sakın unutmayasın güzel kız
Yardım eli uzansa da
Yarınlar için çaban gerek
Çok çalışıp çok okursan
Başarıya varman gerek.
İnan her şey sana bağlı
Mutluluğu dilemen gerek
Hoşça kal küçük arkadaş
Bizim ömrümüz buraya kadar
Mutlu ettiysek seni
Biz de mutlu olduk emi
Unutma söylediklerimi
Biz de çooook sevdik seni…”
Kımıldamıyordu artık
kelebeklerimin antenleri.
Üzülmüştüm öldüklerine…
Demek tüm gidenler
buna benzer şeyler söylüyorlardı
ardında kalan sevdiklerine…
Kalanların sevgilerini umursamadan…
Belki de yapacak hiçbir şeyleri olmadıklarından
gidiyorlardı gidecek yerlerine.
Bu gün kurumuş dut yapraklarının üzerinde
kurumuş iki kelebek ve
iki delik koza
ilk ördükleri ip kalıntılarının arasında
hala durmakta…
On beş yıl geçti belki üzerinden
Ama söyledikleri hala aklımda…
……………………………………….
Güle güle kelebekler…
Bilin ki ibret oldu
üç günlük nefesiniz…
Bilin ki inandım,
doğruydu söyledikleriniz…
Anladım ki görmesini bilene ders verir
yaşadıklarımız, hissettiklerimiz…
Güle güle kelebekler….
Meral Demir
Ocak 25, 2009, 10:09 pm üzerinde
Sağır Kuşlar
Neden araya mesafeler koyarsın “Hanım”lı “Bey”li yar
Bilmez misin yarınlar benim için, sadece senin umudunla var
Getirmezler mi sana burada sensiz nasıl nefes aldığımı kuşlar?
Nasıl zamana direndiğimi,
Ayaklarımın bulunduğum yerden
Aklımın bulunduğum andan habersiz,
Bilmem hangi köşede büzülüp
Avuçlarımın boşluğuna bakmadan ve hatta aldırmadan
Açlığımı için için
Susuzluğumu yudum yudum seninle geçirdiğimi anlatmazlar mı kuşlar?
Kokunu,
Hep yakın olduğumu hissettiğim ensenden,
Saç diplerinden, boynundan, bileklerinden mahrum
Girilmemiş bir ormanın kuytu yerlerinde;
Sesini,
Hep arzuladığım dudaklarının hareketini görmeden
Akan bir ırmağın şırıltısı eşliğinde duyumsadığımı söylemezler mi?
Hayalinle,
bilmem hangi iklimlerde hüküm süren bir aşkın
Sessizce köklendiğini, filiz verdiğini,
Ve hatta göklere uzanmış dallarıyla
Tanrıya yalvarır gibi seni,
Sadece seni dilediğini söylemezler mi kuşlar?
Mesafe dünyanın öbür ucu da olsa
Uzansam
Seni belinden kavrayabilecek kadar yakınımda hissettiğimi
Parmaklarını parmaklarıma kenetleyip
Ve bedenini bedenime…
Gözlerinin derinlerinde kendimi görebilecek kadar
Seninle bütünleştiğimi söylemezler mi kuşlar?
Kuşlar…
Kuşlar bile kıskanç…
Kuşlar bile riyakar…
Kuşlar …
Kuşlar bile aşkıma sağır
Sen sağır olsan ne çıkar
Meral Demir